22/8/2007 - pusat61
MP3 İÇİN ALTA TIKLAYIN
NEREYE KAÇSAN KAYBOLURSUN YİNE BULUR MU SENİ AŞK??? Yum usulca gözlerini Uzat üşümüş ellerini Sakla o masum yüreğini Zaman gibi sessiz uyu Bu dünya dipsiz bir kuyu...
Pamuktan kalbin solmadan Hayat yüzüne vurmadan Uyu yavrum uyu Bu dünya dipsiz bir kuyu Uyu melek yüzlüm uyu Bu dünya dipsiz bir kuyu... KAVUŞMAK İÇİN AYRMAYI GÖZE ALIR MISIN???
FARKLI OLMAYA CÜRRET ET! DAHA ÜSTÜN BİR HAYATI HEDEFLE! SIRADAN OLMAK ÖLÜMDÜR!
Çoğunluğun kuralları yerine kendi prensiplerine öncelik ver. Seçimlerini kendi etik görüşlerine, değerlerine ve prensiplerine göre yap ve sonuçlarından tamamen kendin sorumlu ol. Çoğunluğun dayattığı bir hayatı kabullenme. Topluluktan farklı olmaktan korkma ve farklı olduğun için kendini sev. Topluluk farklı olandan korktuğu için senin aynılaşman için elinden geleni yapacaktır, taviz verme. En küçük tavizin bütünlüğünü yitirmen demektir. Çoğulların takdirini ve onayını beklemek büyük zayıflıktır. En değerli takdir öz eleştiriden doğandır.
Sıradanlığı asla kabullenme. Sürekli daha yüksek seviyeli bir varoluş şekli ve üstün bir hayatı hedefle. Daha üstün bir hayat her zaman daha çok para, daha çok mal, mülk demek değildir. Daha üstün bir hayat mutlak özgürlüğe ulaşma çabasıdır. Bu da ancak kendi prensiplerin doğultusunda yaşayarak gerçekleşir. Her zaman sıradışı insanlar insanlığın gelişim sürecine önderlik etmiştir.
Bilinmeyenden korkmamak ve anlamaya çalışmak, iyi ve kötü, doğru ve yanlışı ayırt edebilmek bilgeliktir. Bilgelik hayatttaki tek gerçek güçtür. Zihinsel, duygusal ve ruhsal gelişim için çalış. Duygu ve düşüncelerinin mutlak hakimi ol. Şiddet ve yıkımı reddet. Cehalet ve sorumsuzluk en büyük düşmanlardır. Bilim en değerli araçtır, kullan.
Hiçbir şeyi sorgulamadan ve kendi yargı süzgecinden geçirmeden kabul etme. Varoluşunun tek sorumlusu sensin. Kendini tanımladığın şekilde varolursun. Sana satılan tüm maskeleri reddet. Büyü! Kendi kendini yarat.
Demir Demirkan
ve gülümse şimdi - bebeğim
Sakın ağlama , tanıdık yalnızlık , evvel Allah tanıştık evvelden Kokunu bırakma, çok sevdim kokunu , bilemezsin al götür kokunu
Çocuktun hep sen , elinde balonla ... Engel miydim ben ? İğne miydim ? Bir bakmışım ki ben , elmalar düşmüş , tükenmişiz , kepenkler inmiş ...
Ve uğraşmak anlamsız Yüzündeki yabancı Her geçen saniye bana daha yabancı . Ve böyle olmasın bildiğim gibi kal sen Her geçen saniye daha da zorlaşmasın Ve gülümse şimdi .......
Haklıydın hep sen , acılar bedava , mecburduk hep uzaktan bakmaya Çok yorgunum ben , eski bir saat gibi ... hırpalandım Istanbul gibi ..
Bebeğim ...
EMRE AYDIN
SEVİNCE
sevince sevince sevince durma durma koş ardından zaman yoktur git aşkı iste ondan sevince tüm insanlar bir başka durma dostum sen de yer ver aşka sevmek bil ki doğmaktır yeni baştan aşık oldum galiba yavaştan oo sevince oo sevince
öyle bir yol tutmuşum ki sorma inandım ki sevince vardır dünya sevincedir günlerin bir başka durma dostum sen de yer ver aşka sevmek bil ki doğmaktır yeni baştan aşık oldum galiba yavaştan oo sevince oo sevince
ooooaa olacak mıydım ben bu halde olacak mıydım ben bu halde sevince tüm insanlar bir başka durma dostum sen de yer ver aşka sevmek bil ki doğmaktır yeni baştan eriyorum galiba yavaştan oo sevince oo sevince oo sevince
ERKİN KORAY
GERİ DÖNEN MEKTUP
Ruhun mu ateş, yoksa o gözler mi alevden? Bilmem, bu yanardağ ne biçim korla tutuştu? Pervane olan,kendini gizler mi alevden? Sen istedin,ondan bu gönül zorla tutuştu..
Gün senden ışık alsa da bir renge bürünse; Ay secde edip çehrene, yerlerde sürünse; Her şey silinip kayboluyorken nazarımdan, Yalnız o yeşil gözlerinin nuru görünse...
Ey sen ki, kul ettin beni onmaz yakışınla, Ey sen ki, gönüller tutuşur her bakışınla! Hançer gibi keskin ve çiçekler gibi ince Çehren bana uğrunda ölüm hazzı verince
Gönlümdeki azgın devi rüzgarlara attım; Gözlerle günah işlemenin zevkini tattım. Gözler ki, birer parçasıdır senden ilah'ın, Gözler ki, senin en katı zulmün ve silahın,
Vur şanlı silahınla,gönül mülkü düzelsin; Sen öldürüyorken de, vururken de güzelsin! Bir başka füsun fışkırıyor sanki yüzünden, Bir yüz ki,yapılmış dişi kaplanla hüzünden...
Hasret sana,ey yirmi yılın taze baharı, Vaslınla da dinmez yine bağrımdaki ağrı. Dinmez! Gönülün, tapmanın, aşkın sesidir bu! Dinmez! Ebedi özleyişin bestesidir bu!
Hasret çekerek uğruna ölmek kolaydı, Görmek seni ukbadan eğer mümkün olaydı.. Dünyayı boğup mahşere döndürse denizler, Tek bendeki volkanları söndürse denizler!
Hala yaşıyor gizlenerek ruhuma "Kaabil", İmkanı bulunsaydı, bütün ömre mukabil Sirretmeye elden seni, bir perde olurdum. Toprak gibi her çiğnediğin yerde olurdum.
Mehtaplı yüzün Tanrı'yı kıskandırıyordur, En hisli şiirden de örülmez bu güzellik. Yaklaşması güç, senden uzaklaşması zordur; Kalbin işidir, gözle görülmez bu güzellik...
H.NİHAL ATSIZ
SONBAHAR
Sonbahardı... Seninle geçiyorduk o yoldan; Topraklardan, havadan bir hüzün taşıyordu Bize yaklaşıyordu Gönlümüzde yepyeni bir duygu yaşıyordu. Rüzgarların değildi bu musiki, bu hüzün; Hatırladın değil mi? Kuşlar ağlaşıyordu... Havada bir serinlik... Tatlı bir hayal gibi... Torak nasıl meçhuldü tıpkı istikbal gibi? O gün tabiat başka bir türlü yaşıyordu. Kalbin acı, gözlerin yaşla dolmuştu senin; Yapraklar gibi yere dökülüyordu enin; O nağme mesafeyi, zamanı aşıyordu. O bir beste değildi: Kuşlar ağlaşıyordu. En hazin şey muhakkak öksüz kalan ocaktır. Bu ocak hüzünlerle dolup boşalacaktır. Eski bir sonbaharı, küçük kuşları anmak Belki veda etmektir sana birkaç satırla... Yine bir sonbaharda ordan yalnız geçersen Beraber geçtiğimiz serin günü hatırla!.
H.NİHAL ATSIZ
HASRETİNDEN PRANGALAR ESKİTTİM
Seni, anlatabilmek seni. İyi çocuklara, kahramanlara.
Seni anlatabilmek seni, Namussuza, halden bilmeze, Kahpe yalana.
Ard- arda kaç zemheri, Kurt uyur, kuş uyur, zindan uyurdu. Dışarda gürül- gürül akan bir dünya... Bir ben uyumadım, Kaç leylim bahar, Hasretinden prangalar eskittim. Saçlarına kan gülleri takayım, Bir o yana Bir bu yana...
Seni bağırabilsem seni, Dipsiz kuyulara, Akan yıldıza,
Bir kibrit çöpüne varana, Okyanusun en ıssız dalgasına Düşmüş bir kibrit çöpüne.
Yitirmiş tılsımını ilk sevmelerin, Yitirmiş öpücükleri, Payı yok, apansız inen akşamlardan, Bir kadeh, bir cıgara, dalıp gidene, Seni anlatabilsem seni... Yokluğun, Cehennemin öbür adıdır Üşüyorum, kapama gözlerini...
AHMET ARİF
BAHAR
Sen ki en cilvelisisin mevsimlerin, Afrodizyakların en etkilisi, sevdanın suç ortağısın. Yapma bunu bana!.. Bahar, yalvarırım çek git isine!.. Salma üstüme çiçeklerini, aklimi çelme!.. Her sabah çimenlerin çiyden ürpererek uyanıyor bahçemde; Sonra güneşle oynaşıp tütsülenmiş gibi buğulanıyor.. Ne zaman sokağa çıksam badem ağaçları salkım saçak çiçek... Kavaklar kıpır kıpır, islik ıslığa meltem... Kırda dayanılmaz bir kekik kokusu, toprakta türlü çeşit börtüböcek... Yapma bunu bana bahar, Böyle üstüme gelme!. Zaten damarlarıma zor zaptediyorum kanımı... Çoktan cemreler düşmüş beynime, yüreğime... Kalbimin buzları erimiş. Göğüs kafesimde ne idüğü belirsiz bir kıpırtıyla geziyorum nicedir.. Bir de sen çıldırtma beni... Krizdeyim ben... Tembelliğin sırası değil, uyamam sana... Al git serçelerini sabahlarımdan, çağlalarına, kokularına hakim ol. Meltemlerine söyle, deli gibi islik çalıp sokağa çağırmasınlar beni.. Bulutların üşüşmesin başıma... Girme kanıma benim... yoldan çıkarma!.. Sen ki en cilvelisisin mevsimlerin, afrodizyakların en etkilisi, Sevdanın suç ortağısın. Kıyma bana!.. Biliyorum çünkü, yine kandırıp yeşillendireceksin aşka; Gövdemi azdırıp sonra birden çekip gideceksin. Tam kanım kaynamışken sana, toplayıp allarını morlarını, Beni bir kuraklığın ortasında terk edeceksin... O iple çektiğim ışığın, dayanılmaz olacak o zaman... Ne o delişmen sabahlar kalacak, Ne günaha çağıran çapkın eteklerin uçuştuğu günbatımları... Tembel kuşların şakımaktan bitap, ebruli çiçeklerin kokmaktan... Buselerin nemi kuruyacak çöl rüzgarlarında... Yeşerttiğin çiçekler yürekler solacak; damar damar çatlayacak ruhumuz.. Hayat, bir ezik otlar diyarına dönüşecek yeniden... yüreğim viraneye... Her bahar sarhoşluğu gibi, geçecek bu sonuncusu da... Ebedi bahar, bir başka bahara kalacak. İyisi mi, hiç azdırma ruhumu bahar... İş açma başıma... Git isine! Yoldan çıkarma beni!..
CAN DÜNDAR
ÖZLEDİM SENİ
Ayrılık yüreğimi karıncalandırıyor nicedir... Beynimi uyuşturuyor özlemin... Çok sık birlikte olmasak bile benimle olduğunu bilmenin bunca yıl içimi nasıl ısıttığını yeni yeni anlıyorum. Yokluğun, hatırlandıkça yüreğime saplanan bir sızı olmaktan çıkıp sürekli bir boşluğa dönüşüyor. Sabahlara seni okşayarak başlamaları, akşamları her işi bir kenara koyup seninle baş başa karşılamaları özlüyorum; oynaşmalarımızı, yürüyüşlerimizi, sevimli haşarılığını, çocuksu küskünlüğünü... Nasıl da serttin başkalarına karşı beni savunurken; ve ne yumuşak, bir çift kısık gözle kendini ellerimin okşayışına bırakırken... Ya da kolyeni çözdüğümde kollarıma atlarken... Hasta olduğunda, o korkunç kriz gecelerinde günler, geceler boyu nöbet tuttuk başında... O şen kahkahalarına yeniden kavuşabilmek için sessiz dualar ederek... "Atlattı" müjdesini kutlarken yorgun bedenindeki yaraları okşayarak, doktorun böldü sevincimizi: "Yaşayamaz artık bu evde... Yüksek binalar ve beton duvarların gri kentinde" dedi, "O gitmeli... Ve kendine yeni bir hayat çizmeli..." Bilsen ne zor, gitmen gerektiğini bile bile "Kal" demek sana... Ne zor, senin için ebedi mutluluğun beni unutmandan geçtiğini bilmek... Gitmeni asla istemediğim halde, buna mecbur olduğumuzu görmek ve sana bunları söyleyemeden "Git artık" demek... "Beni ne kadar çabuk unutursan, o kadar çabuk kavuşacaksın mutluluğa" demek sana ne zor... Sesimi, kokumu çekip alıvermek beyninden, sesin, kokun hala beynimdeyken... Seni görmemek ve belki yıllar sonra karşılaştığımızda bana bir yabancı gibi bakmanı istemek senden... Yeni bir sevdayı yasakladığım kalbime söz geçirmek... Ve sonra kendi ellerimle bindirip seni yabancı bir arabanın arka koltuğuna, birlikte güneşlendiğimiz onca yazı, yan yana titreştiğimiz onca kışı, paylaştığımız bunca acıyı, onca kahkahayı ve bütün o uzak yeşillikleri katıp yorgun bedeninin yanına, arkadan pişmanlık gözyaşları dökmek ne zor... Ne zor hiç tanımadan seni emanet ettiğim bir şoföre "Hızla uzaklaş buradan ve gidebileceğin kadar uzağa git" demek... Yokluğunu beklemek, ne zor... Bunları düşündükçe, şu anda uzaklarda bir yerlerde üşüdüğünü sezinleyerek panikliyorum. Bütün engelleri aşıp, terk edilmiş caddeleri, kimsesiz sokakları, yalnız bulvarları arşınlayarak sana ulaşmak, sessizce başını okşamak, kulağına sevgi sözcükleri fısıldamak ve yavaşça üzerini örtmek geliyor içimden... Paylaştığımız bir mazinin, yitirdiğimiz bir geleceğe dönüşmesinden hicran duyuyorum. Gizli gizli hüzünlendiğim akşamlardan birinde, terk etmişlere özgü bir terk edilme korkusunu da yüreğimin derinliklerinde duyarak sana koşmak, yaptıklarım ve daha çok da yapamadıklarım için özür dilemek ve "Dön bebeğim" demek istiyorum: "Geri dön... Kulüben seni bekliyor..."
CAN DÜNDAR
Karşıya çifte çamlar
Evun alti arpalık oy evun ne kalabaluk Oy oy oy oy Yarum sen de varmidur oy benum gibi sevdaluk Oy oy oy oy Yarum sen de varmidur oy benum gibi sevdaluk Oy oy oy oy
Karşiya çifte çamlar oy sakizi yere damlar Oy oy oy oy Sevup alamiyanin oy yüreğini buz bağlar Oy oy oy oy Sevup alamayanin oy yüreğini buz bağlar Oy oy oy oy
KAZIM KOYUNCU
|